 |
|
|
 |
resmi büyüt |
|
140 kişinin bulunduğu H panosundan sadece 6 arkadaşıyla kurtulabilen Mehmet Ali Dinçer‘in anlattıkları “İçimiz rahat”, “Modern bir madendi”, “Her şey yolundaydı” diyenlerin ifadeleriyle çelişiyor. Dinçer, elektrik teknisyeni arkadaşı Ergün Sidal’ın elektrik aksamındaki sorunları, kabloların trafonun yükünü çekemediği için sık sık arızalandığını ve gidişatın kötü olduğunu daha önce tespit ettiğini, hatta yönetimle bu yüzden tartıştığını söylüyor. Dinçer’in aktarımına göre, olaydan 10 gün önce temiz hava fanları da bozulmuş, hatta bu nedenle oksijensiz kalan 4 işçi hastaneye kaldırılmış. Kurtulan bir başka maden işçisi Emre Alaca’nın aktardığı veriler de bir hayli vahim. Kendilerine verilen gaz maskelerinin küflü çıktığını anlatmış Alaca. Maskelerin işe yaramayacağını önceden bilmeleri imkânı da yokmuş. Şirketin tek kullanımlık maskeleri gereksiz yere açanlara uyguladığı bir yaptırım varmış çünkü: Maaşlardan 400 TL kesinti. Madendeki elektrik aksamının yetersizliği Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca gelen denetçilerin raporlarında yer almadıysa, bu denetim neleri kapsıyor, ne işe yarıyor merak konusu. Madenin içinde daha en başta 60 bin metreküp kadar metan gazı bulunduğu ve Soma Grup tarafından sadece 4 bin metreküpünün tahliye edilebildiği iddiası da vahim. Bu türden tehlikeleri haiz bir madenin ruhsat alamaması ya da şarta bağlı alması ve bu koşul çerçevesinde ayrıca Enerji Bakanlığı tarafından asiste edilecek denetimlerle takip edilmesi gerekmez mi? Margaret Thatcher ölmedi, yaşıyor “KAPATALIM kömür madenlerini diyorlar.” Acı ve öfkeyle verilmiş manasız bir refleks bu. Çünkü ülkemiz enerji ihtiyacı giderek artan bir ülke ve kömür ülkemizde bulunan tek enerji kaynağı. Düşük kalorili olanı bile son derece elzem olan elektrik üretiminde kullanılabiliyor. Kömür çıkarmayalım demek, zaten fazla olan enerji ithalatımızın üçe beşe katlaması demek. “Gelişmiş ülkelerde kalkınma çoktan teknoloji yoğun modele geçti, biz hâlâ ekonomik büyümemizi emek yoğun sektörlerle sağlamaya çabalıyoruz. Bütün bunlar o yüzden oluyor”diyorlar. Kulağa hoş geliyor ama daha çok teknoloji kullanımı daha az istihdam demektir, doyurmamız gereken onca nüfus varken istesek de bunu yapamayız. Bakın, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 2013 iş sağlığı ve güvenliği verilerine göre her yıl dünya çapında 300 bini olay yerinde, 2 milyonu da maruz kaldıkları kimyasal maddeler ve olumsuz çalışma koşulları dolayımlı hastalıklar nedeniyle toplam 2.3 milyon işçi, iş cinayetlerinde hayatlarını kaybediyor. İş güvenliği konusundaki yasal düzenlemeleri daha sert olan gelişmiş ülkelerle ilgili iş kazası haberlerini hem işlerin iyi denetlenmesi nedeniyle hem de bu ülkeler emek yoğun ekonomiden teknoloji yoğun ekonomiye geçiş yaptıkları için çok fazla okumuyoruz. Diğer bir nedeni ise tehlikeli iş kolları ile başka metotlar geliştirmiş olmaları: Sorunu ihraç ediyorlar. Bizdeki taşeron uygulamasına benzer bir metodun küresel formunu kullanıyorlar. Nasıl ki Türkiye’de büyük işverenler ağır ve tehlikeli işleri taşerona devrediyor, Batılı gelişmiş demokrasiler de misal yoğun kimyasal madde kullanımı gerektiren, mesleğe bağlı işçi hastalıklarına neden olan işleri “gelişmekte olan” ülkelere devrediyor. Böylece sebep oldukları işçi ölümleri, istatistiklerde görünmüyor. İşin özü Margaret Thatcher ölmedi, yaşıyor. Daha fazla kâr elde etmek isteyenlerin başlıca amacı işçi maliyetlerini düşürmek ve işçi güvencesini azaltmak, yapamıyorsa da üretimi insan hayatına verilen değerin düşük olduğu ülkelere yönlendirmek. Sosyal Darwinizm zaten böyle bir şey. Eskiden sıtmadan ölür, aslanlara yem olurdun, şimdi kolunu bacağını makinelere kaptırıyorsun, kot taşlarken ciğerin çürüyor. Bu, “gericilerin”, “kader anlayışı” yüzünden kafası basmayanların zihniyeti değil, bildiğiniz ileri, gelişmiş demokrasilerin zihniyeti. Ölümü ve dolaylı olarak insan hayatını değersizleştirmek için yanlış kader telakkisi gerekmiyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de 2002-2011 yılları arasında toplam 10 bin 804 işçi ölmüş. Ben kader anlayışımızı değil, “Devleti yaşat ki insan yaşasın” sözünü sorguluyorum. Devletimiz ayakta ama bol miktarda insanımız ölmüş zira. (HABERTÜRK) |