|
Bir sınav sabahı, herhangi bir okulun bahçesi, içeride sınav olan çocuklar; ter döküyorlar gelecekleri için, belki de yıllar yılı çalıştıklarının, emeklerinin karşılığını alabilmek için; o küçücük süre zarfında. Ve okulun bahçesinde küçük bir kız çocuğu, yan yana ekilmiş bodur ağaçların arasından zikzaklar çizerek gidip geliyor, gidip geliyor. Acaba kaç kişi o küçük kız kadar özgür olmak ister? Çünkü küçükken daha özgürdür insan, daha hesapsız kitapsız, daha rahat hareket eder bir kere. Sokak ortasında ağlayabilir durup dururken, ya da gülebilir koskocaman kahkahalarla kimseye aldırmadan, koşabilir istediği yerde istediği hızla, çarpabilir insanlara; belki biraz kızarlar ama kimse bir çocuğa fazla kızamaz gerçek anlamda. Yaptıkları bütün çocukça şeylere uzaktan tatlı tebessümlerle karşılık verir büyükler, kimse yadırgamaz çocukların çocukluklarını, çünkü çocuk olmanın gereği budur. Oysa yetişkin bir insan o küçük kızın yaptığı gibi zikzaklar çizse ağaçların arasında, ağlasa ortalık yerde bir nedeni olsa bile, ya da gülse çok komik bir şeye şen kahkahalarla, ya da koşsa paldır küldür; herkes döner bir bakar ‘ne yapıyor bu?’ diye. Saçma sapan hareketler yapsa ya da yoğun bir duygu yansıması yaşasa ‘deli midir nedir?’ diye düşünür herkes, ‘niye böyle yapıyor ki!’ derler. ‘Vah vah aklını mı kaçırmış ne!’ diyenler de çıkabilir. Çünkü yetişkin insan yaşının gerektirdiği gibi davranmalıdır, çocukluk çocuklara hastır, büyüklerin çocukluk yapması zinhar hoş karşılanmaz. Zira büyükler çocuklar kadar özgür olamaz hiçbir zaman. Küçükken ‘büyüyünce ne olacaksın?’ diye sorarlar ya hep çocuklara, kimi herkesin tahmin edebileceği gibi ‘doktor, hemşire, öğretmen, avukat, polis, asker...’ sıralar popüler meslekleri. Kimi de ‘astronot’ der mesela tebessüm ettirir herkese. Onlara göre en büyük hayaller, en zor tercihler bile en kolaydır, dünyayı bile tek parmakları üzerinde döndürebilirler kolayca, hatta onu kurtarabilirler tek başlarına. İnsan çocukken dünyayı kurtarabilecek güce sahipken, gençliğinde ‘ülkemi kurtarsam yeter’ der, yaşlanınca ise ‘kendimi kurtarayım çok bile’ diyerek hayallerinden böylece vazgeçer. Hayatın gerçekleriyle karşılaştıkça insanoğlu, vicdanını rahatlatmak için bulduğu en pratik bahanelerle arkada bırakır bir hayalini daha, yeni ve en mantıklı planını koyar devreye, ki hayaller eriyip gider bir bir. Böylece çocukların o sınırsız özgürlük alanını, büyüdükçe daraltır insan; hayallerine, sınırladığı hayal dünyasındaki mantıklı gerekçelerin kelepçesini vurur. Ve en acısı da yıllar sonra geriye dönüp baktığında, gurur duyar vermiş olduğu kararlarla ve uzaktan bakar eski hayallerine, buruk bir tebessümle el sallar sadece. Küçük bir kız çocuğu, zikzak çiziyor küçük ağaçların arasında, içeride ter döküyor gencecik çocuklar gelecekleri için. Gün gelecek o küçük kız da büyüyecek, o da bırakacak şimdi özgürce yaptığı çocukluk hallerini, o da ter dökecek hayatının sınavlarında içeridekiler gibi. O da vazgeçecek şimdiki çoğu hayalinden, ileride pişman bile olmayacak kimi vazgeçişlerinden, yüzleşecek gerçek hayatla ve o zaman anlayacak ki çocuk kalmak aslında en güzeli... |