Bugün ne oldu?
  Mafil TAVLİ;
  Fındıkta Kötü Gidişatın Ned...
 
Dedem fındık bahçesine öküz arabası ile gidiyordu ben traktör ile, dedem fındık altını tırpan ile biçiyordu ben tırpan motoru ile biçiyorum....
  oku
  tüm yazarlarımız için tıklayınız
 
• Fikir Köşesi
 
• Kıssadan Hisseler
 
• Köşe Yazıları
 
• Röportajlar
 
• Güzel Türkçemiz
 
• Tüm Şiirler
 
• Tarihi Konular
 
 
izlenme: 2486 
bir üst kategoriye çık
|
İslamda Beddua 28/07/2015
Fikir Köşesi › Fıkıh Köşesi ›
İslamda Beddua
Lonca Doğalgaz

İSLAMDA BEDDUA 

Sayın okurlarım bugünlerde gündemde olan beddu hakkında birşeyler yazma gereği duydum. Farsça'da "kötü" anlamına gelen bed ile Arapça'da "isteme, dileme" gibi anlamlara gelen dua kelimelerinden oluşmuş bir bileşik isimdir. Bir kimsenin başına kötü şeylerin gelmesi için yapılan duaya beddua denilmektedir. Müslümanların olur olmaz sebeplerle birbirleri aleyhine beddua etmeleri İslâm ahlâkıyla bağdaşmaz.

HADİS: Hz. Peygamber, genellikle İslâm'a düşmanlık gösterenlere beddua etmemiş, onların hidâyeti için dua etmiştir (Buhârî, Deavat, 59).

KURAN-I KERİMDE MÜSLÜMANA KARŞI BEDDUA YOKTUR

Görüldüğü gibi Cenab-ı hak sadece islam düşmanlarına, kafirlere ve münafıklara beddua edilmesine müsaade ediyor. Asla bir müslümana beddua edilir anlamında bir ayet Kuran-ı kerimde yoktur. Bırakın beddua etmeyi müminln mümine karşı merhametli olmasını emreden ayet mevcuttur. İşte o ayet. Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de

AYET:Fetih suresi 15. Ayette sahabenin bir özelliğini şöyle anlatıyor: " Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler” Bu nedenle Bir Müslüman başka bir Müslümana karşı en önemli tavrı merhamettir. Mü’min imanı gereği diğer mü’min kardeşlerini sever. Hata yaptığında ise merhamet ve duayla ıslahına çalışır. Peygamber Efendimizin hayatında da bununla ilgili pek çok örnek vardır. O değil Müslümanlara beddua etmek, kendine zulmeden kişilere bile beddua etmemiştir. O’nun hayatında birkaç olay hariç hemen hemen beddua ettiğine pek rastlanmaz. Peygamber Efendimi ashabını da rastgele lanet ve beddua etmekten men etmiş ve yasaklamıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) beddua etmekten kaçınırdı. Kendisinin lânet eden değil, aksine rahmet peygamberi olduğunu söylerdi. İslam’ın en sıkıntılı dönemi olan Mekke döneminde İslâmî tebliğ etmek amacıyla Tâif'e gittiğinde, orada beklenmedik bir tutum ve davranışla karşılaşmıştı. İnsanları kurtarmak için gittiği o yerde ayak takımı kişilerce taşlanmış her tarafı kanlar içerisinde geri dönmüştü. O durumda yapacağı bedduanın kabul edileceğini bildiği halde beddua etmek şöyle dursun, onların ıslahı için dua etmişti. Peygamber Efendimizin karşılaştığı diğer bir durum da Uhut savaşıdır. Uhud'da dişini kıran, yüzünü yaralayan müşrikler için: "Allah'ım! Kavmimi hidayete erdir, çünkü onlar yaptıklarını bilmiyorlar" diye dua etmiştir.  Hiçbir zaman mü’minlere beddua etmemiştir. Hatta kişinin kendisine, çocuklarına ve mallarına beddua etmesini de yasaklamıştır.

HADİS: “Kendinize beddua etmeyiniz; çocuklarınıza beddua etmeyiniz; mallarınıza da beddua etmeyiniz. Dileklerin kabul edildiği zamana denk gelir de Allah bedduanızı kabul ediverir.” (Müslim, Zühd 74; Ebû Dâvûd, Vitir 27)

HAKSIZ YERE BEDDUA EDEN KENDİNE BEDDUA ETMİŞTİR

Beddua yapan kişi, eğer haksız ise, beddua yapmakla haddini aşmış ve hattâ zulüm yapmış olur. Bu haramdır. Çünkü haksız beddua ancak “sû-i zan”dan, yani kötü zandan beslenir. Sû-i zan ise, haramdır.(Huccurat suresi ayet-12) Aslında toplum olarak, zanlarımızın çoğu kötü cinstendir. Yani kulağımıza gelen bilgi ve haberlerde, ya da içimize düşen şüphelerde muhatabımız lehine delil varsa, ancak o zaman hüsn-ü zanna, yani iyi zanna gidiyoruz. Hâlbuki delil varken iyi zan sahibi olmak marifet değildir, faziletten de sayılmaz. Çünkü zaten muhatabımızın delili, kötü zan kapısını kapamıştır. Biz; muhatabımızın elinde delil varken değil, delil yokken; göstergeler muhatabımızın aleyhine işliyorken; muhatabımızı içimizde mahkûm etmeye meyletmişken; kulağımıza muhatabımız aleyhine sözler gelmeye başlamışken; muhatabımızı yargısız infaza kurban etmeye değil, hüsn-ü zanna, yani muhatabımız hakkındaki iyi zannımızı bozmamakla mükellefiz. Kulağımıza gelen veya içimize doğan kötülük düşüncesini muhatabımız lehine düşünmekle yükümlüyüz. Biz hüsn-ü zanna (iyi niyet)memuruz. Yüce dinimiz zanna dayalı bilgilerde muhatabımızı bizim şerrimizden korumuştur. Ki, sû-i zan(kötü zan)nın bir basamak ilerisi, çoğu zaman bedduadır. Bedduaları araştıralım, inceleyelim: Esefle göreceğiz ki, büyük çoğunluğu haksızdır, yani sû-i zandan beslenmektedir.Böyle haksız yere yapılan beddualar, ilenmeler, tel’inler, lânetlemeler, Allah nezdinde makbul de değildir. Çünkü haklılık yoktur, çünkü sû-i zanna dayanmaktadır, çünkü gerçeklerden uzaktır. Kişi haklı olsa bile, eğer insaf sahibi ise bedduaya yol vermez. Ya ıslahı için dua eder. Ya da, çok incinmiş ise, sabrı ve insafı kalmamış ise, onu, Allah’ın adaletine, cezasına, celâline, kahrına ve kibriyasına havale etmekle, yani Allah’a ısmarlamakla yetinir. Haklı olan kişinin böyle bir havalesini ise Cenab-ı Hak çoğu zaman makbule şayan bulur, kabul eder ve onun hakkını ondan mislî bir ceza ile alır. Fakat buradaki havalenin dil ile, çok galiz tabirlerle, sövüp saymakla, bağırıp çağırmakla, beddua etmekle yapılmasına gerek yoktur. Esasen, böyle galiz tabirler, sövmek ve saymaklar kişiyi, Allah nezdinde haklı iken, haksız duruma da düşürebilir. Çünkü karşı tarafın el ile verdiği zararı, kendisi de dil ile vermiştir, hakkını dili ile kendisi almıştır, Allah’ın ADALETİNE bırakmamıştır. Bir kişinin haksız yere kalbinin incitilmesi, gönlünün kırılması, gözlerinin yaşarması esasen bir beddua hâlidir. Ve asıl beddua dili de budur. Dilinin hiçbir biçimde beddua etmesine gerek yoktur. Çünkü Allah, Ahkemü’l-Hâkimîn’dir; hâkimlerin Hâkim’idir. Erhamü’r-Râhimîn’dir; merhametlilerin en merhametlisidir. Masumların, mazlumların, dilsizlerin, yavruların, çaresizlerin, kimsesizlerin, hayvanların hâl dili ile çâresizlik içinde yaptıkları beddualar Allah katında çoğu kez makbule şayandır. Haklı konumda olduğumuz hâlde beddua yapmamak ve muhatabımızın ıslâhını dilemek, hidayeti için dua etmek, ahlâkımızın güzelliğini gösterir. Sünnet olan budur. Yani zarar gördüğümüz birisinin, ıslâhı için dua etmek sünnettir. Çünkü insanların beşeriyet gereği hatalarının olabileceğini hep hesap etmeli ve hatasız dost ve insan aramamalıyız. Bir bahçeye girdiğimizde bahçenin dikenleri de bulunduğunu önceden hesap etmeli ve dikenlerinden rahatsız olmamalıyız. Gül beklediğimiz bahçenin dikeni de olabilir. Hatta diken gülün dallarında ve kollarında da olabilir. Bedîüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle, “Her şeyin iyisine bak” kaidesiyle amel etmeli, murdar ve hoşumuza gitmeyen şeylere hiç bakmamalı, iyi şeylerden iyi istifade etmeliyiz. Böylece kalbimiz istirahat edecek, gönlümüz huzur bulacaktır.(sözler s.39)

MÜMİNLERE BEDDUA ETMEK GÜNAHMIDIR?

İslâm, Müslümanların kendileri ve diğer Müslümanlar aleyhinde beddua etmelerini yasaklamıştır. HADİS:Peygamber Efendimiz (SAV):? “Kendinize beddua etmeyiniz; çocuklarınıza beddua etmeyiniz; mallarınıza da beddua etmeyiniz. Dileklerin kabul edildiği zamana denk gelir de Allah bedduanızı kabul ediverir.” (Müslim, Zühd 74; Ebû Dâvûd, Vitir 27)buyurmuştur.

HADİS: Peygamber Efendimiz (a.s.m) beddua etmekten kaçınırdı. Kendisinin lânet eden değil, aksine rahmet peygamberi olduğunu söylerdi. (Müslim, Birr 87)

HADİS: Mekke döneminde İslâmî tebliğ etmek üzere Tâif'e gittiğinde, orada kötü bir davranışla karşı karşıya kalmış; dönüşte taş yağmuruna tutulmuş, mübarek ayakları kanlar içerisinde kalmıştı. O sırada Allah tarafından kendisine "onlar aleyhinde yapacağı bedduanın kabul edileceği, dilerse onları helâk edeceği" bildirilmiş, fakat Peygamber Efendimiz (asm) "Hayır, belki bunların sulbünden sana ibadet edecek çocuklar doğar, yâ Rabb." demişti. Uhud'da dişini kıran, yüzünü yaralayan düşmanları için:"Allah'ım! Kavmimi hidayete erdir, çünkü onlar yaptıklarını bilmiyorlar." (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, IV, 314)diye dua etmiştir.

HADİS: Bütün çalışmalara rağmen İslâmiyeti kabul etmeyen Devs kabilesine beddua etmesi istenince:"Yâ Rabbi! Devs kabilesine hidayet eyle de onları bizim saflarımıza kat." diye dua etmişti. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VIII, 344)Bununla beraber,

MÜMİN KARDEŞİNE BEDDUA EDEN  KİŞİNİN BEDDUASI  DÖNER DOLAŞIR KENDİNİ BULUR.

Bütün bunlardan sonra diyebiliriz ki Müslüman, günahkâr da olsalar, Müslümanlara beddua etmekten sakınmalıdır.Bu dünyada zulmeden kişi cezasız kalmayacaktır. Bu dünyada zulmünün cezasını göreceği gibi ahirette de elim bir azapla cezalandırılacaktır. Burada mazluma düşen güzel bir şekilde sabretmektir.Konuyla ilgili bazı hadisler ve kısa açıklamaları:“

HADİS:Mü'mine lânet etmek, onu öldürmek gibidir." (Buhârî, Cenâiz 84, Müslim, Îmân 176, 177)Lânet, lânet edilen canlının, hem dünya hem de âhirette Allah'ın rahmetinden uzak kalmasını dilemek demektir. Lanet olsun, Allah lânet etsin, lânet olası, mel'un adam gibi sözler -farkında olunsun veya olunmasın- kişinin rahmetten mahrum kalmasını, uzak tutulmasını istemek demektir. Lânetlenmiş varlıkların başında şeytan gelir. Şeytân aleyhi'l-la'ne cümlesi, "Allah'ın rahmetinden kovulmuş şeytan" anlamında çokça kullanılan bir ifadedir.Bir mü'mine lânet etmek, onun şeytan gibi ilâhî rahmetten ebediyyen mahrum kalmasını dilemek anlamına gelir. Bu ise, o Müslümanın hayat hakkına tecâvüz etmek, onu öldürmek gibi çok ağır bir suçtur. Hatta bir Müslümanın tam anlamıyla ölmesini dilemek anlamındadır. Öldüren, öldürdüğü Müslümanı sadece dünyevî hak ve menfaatlarından mahrum bırakır. Lânetçi ise, dileğine kavuşsa da kavuşmasa da, Müslümanın hem dünya hem de âhiret mutluluğuna mâni olmak için teşebbüste bulunmuş demektir. "Mü'mine lânet etmek, onu öldürmek gibidir." tesbitinden, lânetçinin de kâtil gibi kısas edileceği hükmü çıkarılamaz. Ancak işlediği cinâyetin büyüklüğü ortaya konulmuş olmaktadır. Lânetçinin dünyadaki cezâsı değilse de mânevî sorumluluğu kâtilinkine eş bir sorumluluktur.Mü'mini öldürmek kolay değildir. Çünkü o bir fiildir. Mü'mine lânet etmek ise kolaydır. Zira o bir sözdür. Bu fark da dikkate alınınca, hadisimizin lânetçiye yönelik olarak ifade ettiği tehdidin, "Bu iş kolaydır." diye böyle bir cinâyetin işlenivermesini önlemeye yönelik olduğu anlaşılır.

HADİS:"Sıddîka lânetçi olması yakışmaz." (Müslim, Birr 84; Tirmizî, Birr 72)

Sıddîk, özü sözü doğru kimse demektir. Böyle birine lânetçiliğin yakışmayacağını bildirmektedir. Eğer bir kişi başkalarına olur olmaz sebeplerle lânet ediyorsa, onun iman ve İslâm kalitesinde bir kusur var demektir. Özü sözü doğru olma kıvamına erişememiş demektir.

HADİS:"Lânetçiler, kıyamet günü ne şefaatçi ne de şâhit olurlar." (Müslim, Birr 85, 86; Ebû Dâvûd, Edeb 45)

Etrafa lânet yağdırmayı huy edinmiş olanların kıyamet günü uğrayacakları mahrûmiyeti ortaya koymaktadır. Böylesi kimseler, kıyamette kimseye şefaatçi olamaz ve şâhitlik yapamaz, bu tür mutlulukları yaşayamazlar. Bu, onların mü'minler arasında olması gereken acıma ve yardımlaşma gibi güzel duygu ve ilişkilerden uzak bulunduklarının hem göstergesi hem de cezâsıdır. Yani âhirette lânetçinin şefaatı ve şehâdeti kabul edilmeyecektir.

HADİS:"Birbirinize Allah'ın lâneti, gazâbı ve cehennem azâbı ile lânet ve beddua etmeyiniz!" (Ebû Dâvûd, Edeb 45; Tirmizî, Birr 48)

HADİS:Müslümanları birbirlerine "Allah sana lânet etsin", "Allah'ın gazâbına uğrayasın", "Cehennemde yanasın" gibi beddua cümleleriyle lânet okumamaları tenbih ve ikaz edilmektedir. Lânet, gazap ve azâb temennisi, müminlerin öfkelerini yatıştırmak için de olsa, ağızlarına almamaları gereken felâket tellallığıdır."Olgun mü'min, yerici, lânetçi, kötü iş ve kötü söz sahibi olamaz." (Tirmizî, Birr 48)

Olgun müminler kimseyi kötülemez, lânetlemez, iş ve sözde haddini aşmaz, ahlâksızlık yapmaz. Kemâl noksanlığının göstergesi olan bu gibi düşük hareketlerin ve özellikle lânetçiliğin en büyük tehlikesi, o lânetin sonuçta lânetçiye dönmesidir:

HADİS:"Kul, herhangi bir şeye lânet ettiğinde o lânet gökyüzüne çıkar. Semânın kapıları ona kapanır. Sonra yere iner, yeryüzünün kapıları da ona kapanır. Sonra sağa sola bakınır, girecek yer bulamaz da lânet edilen kişiye döner. Eğer gerçekten lânete lâyık ise onda kalır, değilse lânet edene döner." (Ebû Dâvûd, Edeb 45; Tirmizî, Birr 48)

Lânet, kendisine gökyüzünde ve yeryüzünde yer bulamaz, lânet edilen kişiye gider, eğer gerçekten o lânete layık biri ise, onda kalır, değilse onu dileyene, yani lânet edene döner. Lânetçinin lâneti, kendisi hakkında geçerlilik kazanır. Bu da kişinin kendi ağzıyla kendi felâketini hazırlaması, felâketine bizzat kendisinin davetiye çıkarması demektir. Hiç şüphesiz aklı başında olgun hiç bir mü'min böylesi gülünç ve acı bir duruma düşmek istemez. Bunun yolu ise, başkalarına lânet etmemektir.Sonuç:- İnsan kendine, yakınlarına, hatta başkalarına veya hayvanlara ve diğer varlıklara beddua etmemelidir. - Böylesi mânasız temenniler, duaların kabul edildiği zamana denk düşerek gerçekleşebilir. - Müslümanlar ağızlarını güzel sözlere ve hayır dualara alıştırmalı, sakıncalı sözleri kesinlikle kullanmamalıdır. - Müslümana lânet etmek, büyük bir günahtır. - Müslümanların birbirlerine lânet değil, rahmet dilemeleri yakışır. - Sıddîk olan kimseye lânetçilik yakışmaz. - Lânetçiler âhirette şefaat ve şâhitlik yapma hakkından mahrum bırakılırlar. - Olgun mü'minler, lânet, gazap ve azâb temennisinde bulunmaz, kimseye kötü söz söylemez, haddi aşmaz ve ahlâksızlık yapmazlar. - Lânet, açıkta kalmaz. Lânet edilen ona lâyık değilse, lânet edene döner. - Müslümana rahmet ve iyilik temennisi yakışır. Çünkü başkalarını iyiliklere lâyık görenler, aslında kendilerine iyilik etmiş olurlar.

KURAN-I KERİMDE KAFİRLERE VE MÜNAFIKLARA KARŞI BEDDUA VARDIR

AYET:(Allah’ın laneti inkâr edenlerine üzerine olsun.) [Bakara 89]

AYET:(Biz kitapta açıkça belirttikten sonra indirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet ediciler lanet eder.) [Bakara159]

AYET:(Âyetlerimizi inkar edip kâfir olarak ölenler var ya, işte Allah’ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onlaradır.) [Bakara 161]

AYET:(Allah inkârları yüzünden onlara [yahudilere] lanet etmiştir.) [Nisa 48]

AYET:(Bir mümini kasten öldürenin cezası, içinde ebediyen kalacağı Cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.) [Nisa 93]

AYET:(Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetledik.) [Maide 13]

AYET:(Yahudiler, Allah’ın eli sıkı dedikleri için lanet onlara.) [Maide 93]

AYET:(Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun!) [Araf 44]

AYET:(Allah, ikiyüzlü erkek ve kadınlara ve inkârcılara, ebedi kalacakları Cehennem ateşini hazırlamıştır. Allah lanet etsin! Onlara devamlı azap vardır.) [Tevbe 68]

AYET:(Bozgunculara lanet olsun.) [Rad 25]

AYET:(Allah ve Resulünü incitenlere Allah, dünyada ve ahirette lanet etmiştir.) [Ahzab 57]              

HADİS: Peygamber Efendimiz (a.s.m)'in zaman zaman Allah düşmanlarına beddua ettiği de olmuştur. Bi'r-i Mâûne'de yetmiş İslâm davetçisini şehît eden Kilab kabîlesine Resulullah (a.s.m) bir ay süre ile beddua ve lânet etmişti. Kâbe'de namaz kılarken kendisiyle alay eden müşriklere de beddua etmiş, Bedir muharebesinde yere serildiklerini gözleriyle görmüştü. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, X; 43-45)

HADİS: Hendek muharebesinde Medine önlerinde toplanan düşmanın perişan olup dağılmaları için dua etmiş, bunun üzerine geceleyin ansızın doğudan kopan fırtına düşmanın altını üstüne çevirmişti. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VIII, 342-343)

HADİS:Peygamber Efendimiz (sav)’in beddua ettiği bazı durumlar da vardır. Bunlardan biri Bi'r-i Mâûne'de İslam’ı anlatmak için giden 70 hafız ve İslam davetçisini şehit eden Kilab kabilesine beddua etmiştir. Kabe’de namaz kılarken kendisiyle alay eden müşriklere beddua etmiştir. Peygamber efendimizin beddua ettiği kimseler, zulüm ve haksızlıklarda ileri gitmiş müşriklerdir.

 
Düzce Rehberim Hata Raporlama: İçerikle İlgili Bir Hata Varsa Lütfen Raporlayın!
 
geri dön
sayfa başı
tüm konular
yazdır
tavsiye et
|
Yorum Bırakın
  SON EKLENENLER
İslamda Komşu İrfan AKDOĞAN  
İslamda Yemin İrfan AKDOĞAN  
Rızkı Veren Allah'tır İrfan AKDOĞAN  
İslamda Vicdan İrfan Akdoğan  
Dilenmek Haramdır İrfan Akdoğan  
İslamda Çalışmak İrfan Akdoğan  
Arkadaş, Arkadaşlık İrfan Akdoğan  
Borç Vermenin Fazileti İrfan Akdoğan  
Helalleşmeden Ölme İrfan AKDOĞAN  
Hüsnü Zan (İyiye Yorumlama) & Sui Zan (Kötüye Yorumlama) İrfan AKDOĞAN  
Gerekçesi Ne Olursa Olsun Terör ve İslam Yan Yana Olamaz İrfan AKDOĞAN  
İslamda Beddua İrfan AKDOĞAN  
Peygamberimizin Veda Hutbesi İrfan AKDOĞAN  
İnsanlarla Alay Etmek, Allah ile Alay Etmektir İrfan AKDOĞAN  
Kadir Gecesi ve Önemi İrfan AKDOĞAN  
Dedikodu Büyük Günahtır İrfan AKDOĞAN  
İslamda Merhamet İrfan AKDOĞAN  
Dargınları Barıştırmak Farzdır İrfan AKDOĞAN  
İslamda Tövbe İrfan AKDOĞAN  
Ana Baba Hakkı İrfan AKDOĞAN  
 
 
tümü