|
Devamlı tüketen ama hiçbir şeyi üretme gayesi olmayan bir gençlik nasıl ortaya çıkar, yahut şu şekilde sormak daha izahatlı olacaktır; modayı takip ettiği kadar bilgiyi takip etmeyen bir nesil nasıl meydana getirilebilir? Hani şu realiteden mahrum televizyon dizilerine göre hayatını şekillendirip tek özentisi dizi kahramanları olan gençlerimizden bahsediyorum. Böyle bir neslin var olması globalleşen Türkiye’nin mi yoksa bizim imanımızın globalleşen ülkemizde zayıf kalması mıdır? Tabii ki de ilerlemek, önce ferdi olarak devamlı gelişen bir dünyada geride kalmamak için üretimsel hedefler koymak lazım gelenidir. Mega teknolojilerin öncülük ettiği, giderek artan küresel rekabet şartları altında artık toplumlar kapitalist ötesi toplum olma sürecine girmişlerdir. Sanayi sektörü üzerine, hizmetler sektörünün ağırlık kazandığı yeni ekonomik yapıda “bilgi” sermayeden daha önemli hale gelmektedir. Türkiye’de var olan kültür ile ithal teknoloji arasında bir kopukluk kalmış ve teknolojiyi üretmenin ön koşulları yaratılmamıştır. Türkiye ne sanayi toplumunun ne de bilgi toplumunun teknolojisini kendisi üretmemektedir, tamamen tüketime dayalı bir toplum biçimine dönüşmemizin sebepleri ise gerek az önce bahsettiğim mega teknolojilerin çok hızlı bir şekilde artması ve daha da önemlisi izlenen idari politikanın daimi bir tüketim bilincinin yetişen nesiller üzerindeki etkisinden ibarettir. Örneğin Türkiye ile yaklaşık aynı yıllarda sanayi hamlesine başlamış olan Kore’nin şu an dünya devi iki otomotiv markasına sahip olmasına rağmen Türkiye’nin hala daha BABAYİĞİT adı altında yerli otomobil hayali ile yatıp kalkması bizim acı tablomuzun yadsınamayan kısmıdır. Ama az öncede bahsettim ya biz toplum olarak sadece televizyon dizilerinde gördüğümüz şaşalı karakterle kendimizi özdeşleştiriyor ve sanal manada kendimizi büyük hissediyoruz, nasıl ki Irak’ta askerimizin başına çuval geçirilme hadisesinin ve Mavi Marmara gibi Türkiye’yi dünya basınında küçük gösteren İsrail’e karşı olan öcümüzü Polat Alemdar’la alabiliyor ve bunu izlerken de kendimizi gerçekte olmadığımız kadar büyük görmeye çalışıyoruz. Peki diyeceksiniz onu da mı yapmayalım? Haşa ben memleketimde her zaman yapılan ve yapılacakla gururlanırım ama tabi gerçekte insanlar tüketim megomanyasına itilerek değil… Bu konuda başımızdaki idarecilerimizin daha özverili çalışması gerekiyor. Belki biraz fazla eleştirisel bir ifade olacak ama bizim Düzce’mizde Düzce’linin seçmiş olduğu milletvekillerimiz şu sıralar seçim çalışmalarında belediye başkan adayımız Sn. Mehmet Keleş’e sarf ettikleri çaba kadar bu ilin sanayileşmesi için çaba sarf etmiş olsalardı herhalde il genelinde de olsa bayağı yol kat etmiş olurduk.( milletvekili olsun belediye başkanı olsun seçildikten sonra partisinin rozetini çıkarıp ona oy versin vermesin herkesin vekili yahut başkanı olduğu kanaatindeydim ama..) Bu tabii ki de sadece basit bir örnek, gerçekte bu vatan bizim olduğu kadar bu vatandaşın menfaati de bizim menfaatimiz bilinicinin ilk başta siyasilerimizde yerleşmesi gerekiyor herhalde diyor ve yazıma kısa bir mizansen rivayetle son veriyorum. Rivayet edilir ki sayın başbakanımız bir gün seçim çalışmaları için il il dolaşıp mitingler düzenlerken o muazzam kalabalıktan bir grubun sesi yükselir, Kalabalık sayın başbakanımdan fabrika yapılarak istihdamın artırılmasını talep eder ve kalabalıkla başbakan arasında şöyle mizansen bir diyalog geçer; + Fabrika yap iş istiyoruz. Fabrika lazım. - Doğalgaz? Doğalgaz yatırım planına alındı yeter ki siz doğalgaza müracaat edin tamam. + İş yeri aç iş yeri, fabrika açın başbakanım. - TOKİ... Koro halinde olunca anlaşamıyoruz. + Fabrika açın fabrika. - Toplu konut? Tamam, buradaki hayvan pazarına TOKİ konutları yaparız. + Başbakanım Fabrika... Fabrika açın. - Bizim şarkımız vardı biliyorsunuz. Hazır mıyız? Gür seda ile. Hep beraber…. - Fabrika lazım fabrika. Ve en son Emine Erdoğan Başbakana yaklaşarak;
* Fabrika istiyorlar hadi bitir de gidelim.. :):):) |